• Hissediyorum
    • Hissediyorum
    • Farkındalık
    • İlişkiler
    • Psikoloji
    • Mizah
      • Mizah
      • Karikatür
      • Karikatür Şenliği
      • Resimler
      • Hayal Et
    • Kişisel Gelişim
    • Olumlama
    • Bağımlılık
    • Hayal Et
  • Yaşıyorum
    • Yaşıyorum
    • Yaşamın İçinden
    • Sinema
      • Sinema
      • Film Önerileri
    • Sağlık
      • Sağlık
      • Spor
      • Ailenizin Aktarı
    • İş Hayatı
    • Hayvan Hakları
    • Siyaset
    • Amatör Fotoğrafçılık
  • Okuyorum
    • Okuyorum
    • MBA (İşletme)
    • Kimdir?
    • Nedir?
    • Kitap Özetleri
    • Kitap Alıntıları
    • Dünya Büyüklerinden Hayat Dersleri ve Sözleri
    • Kitap Önerileri
    • Din
    • Şiir
    • Otomotiv
    • Teknoloji
    • Yazı Dizisi
  • Misyon& Vizyon& Hakkımda& İletişim
Giriş

User Panel Banner
Giriş

  • Anasayfa
  • Hissediyorum
  • Okuyorum
  • Yaşıyorum
  • Sinema
Ana SayfaYaşıyorumDinDalia Mogahed: Bana baktığınız zaman ne düşünüyorsunuz

Dalia Mogahed: Bana baktığınız zaman ne düşünüyorsunuz

  • 20 Aralık 2016
  • 0 comments
  • KİT
  • Başlık; DinTED
  • 0

Müslüman bir bilgin olan Dalia Mogahed’e baktığınızda ne görüyorsunuz? İnançlı bir kadın? Bir bilgin, anne, abla ? Ya da baskı altında kalmış, beyni yıkanmış, olası bir terörist mi? Bu kişisel, güçlü konuşmasında Mogahed’in bizden istediği; kutuplaştıran bu zaman diliminde, medyadanın onun inancı ile ilgili olan olumsuz algılarıyla savaşmayı ve önyargı yerine empati kurmayı seçmemiz.

İnternetimden yemesin ama bilgilenmek istiyorum diyenlere aşağıda videonun tamamı yazı olarak paylaşılmıştır

Bana baktığınızda ne düşünüyorsunuz? İnançlı bir kadın? Bir uzman? Belki bir abla. Ya da baskılara maruz kalmış, beyni yıkanmış, bir terörist. Ya da sadece havaalanı güvenlik görevlisi. Aslında doğru olan bu.

Eğer olumsuz fikirleriniz varsa, sizleri suçlamıyorum. Medya benim gibi görünen insanları bu şekilde resmediyor. Yapılan bir çalışma, İslam ve Müslümanlarla ilgili haberlerin %80’inin olumsuz olduğunu göstermiştir. Ve araştırmalara göre birçok Amerikalı bir Müslümanın ne olduğunu bilmiyor. Sanırım insanlar, Uber sürücüleri ile konuşmuyorlar.

Daha önce bir Müslümanla tanışmamış olanlar, sizinle tanıştığıma çok memnun oldum. Müsaadenizle size kim olduğumu anlatayım. Ben bir anneyim, bir kahve aşığıyım — double espresso, yanında krema. İçine kapanık biriyim. Özenti bir fitnes fanatiğiyim. Ve ibadetlerini yapan, dindar bir Müslümanım. Ama Lady Gaga’nın dediği gibi değil, çünkü bebeğim, ben böyle doğmadım. Bu bir seçimdi.

17 yaşındayken, açıklamaya karar verdim. Hayır, bazı gay arkadaşlarım gibi değil, ama bir Müslüman olarak ve başörtüsü takmaya başladım, başımı kapattım. Feminist arkadaşlarım donakaldı: “Kendini neden baskılıyorsun?” İşin garip yanı, tam o sıralarda feminist bağımsızlık bildirgesi çıkmıştı. 17 yaşımda hissettiğim baskıdan mükemmel ve erişilemez bir güzellik standardına bağlanmıştım. Ailemin inançlarını pasif olarak kabul etmedim. Kur’an ile mücadele ettim. Okudum ve düşündüm ve sorguladım ve şüphelendim ve sonunda inandım. Tanrı ile olan ilişkim — ilk görüşte aşk değildi. Kur’an’ı her okuyuşumla derinleşen bir güven ve yavaş bir teslim oluştu. Ritmik güzelliği bazen göz yaşlarımla karışıyor. İçinde kendimi görüyorum. Tanrı’nın beni bildiğini hissediyorum. Hiç o hissi yaşadınız mı, birisinin sizi gördüğünü, sizi tamamen anladığını ve sizi her şekilde sevdiği hissini? Bu his böyle bir his.

Ve daha sonra, evlendim ve her iyi Mısırlı gibi bir mühendis olarak kariyerime başladım.

Evlendikten sonra çocuğum oldu ve gerçekten Mısırlı-Amerikalı rüyasını yaşıyordum.

Ve sonra Eylül 2001’in korkunç sabahı. Sanıyorum bir çoğunuz o sabah nerede olduğunuzu hatırlıyorsunuzdur. Mutfağımda oturmuş kahvaltımı bitiriyordum ve ekrana bakıp “Son Dakika Haberi” kelimelerini gördüm. Duman vardı, uçaklar binalara çarpıyordu, insanlar binalardan atlıyordu. Bu neydi? Bir kaza mı? Bir arıza mı? Şok halim çabucak öfkeye döndü. Bunu kim yapar? Sonra kanalı değiştirince şunları duydum:

“…Müslüman terörist…” “…İslam adına…” “…Orta Doğu kökenli…” “…cihad…” “…Mekke’yi bombalamalıyız.” Aman Tanrım.

Sadece ülkeme saldırılmamış, ama birdenbire, başkasının yaptıkları yüzünden bir vatandaştan bir şüpheliye dönüşmüştüm.

Aynı gün, lisansüstü eğitimine başlamak için taşınmamız ve Orta Amerika boyunca yolculuk yapmamız gerekti. Yolcu koltuğunda oturduğumu hatırlıyorum, sessizce yol alıyorduk, koltuğa olabildiğince gömülmüştüm, hayatımda ilk defa, birilerinin benim Müslüman olduğumu öğrenmelerinden korktum.

O akşam, başka bir dünyada gibi hissettiren yeni şehirdeki, yeni dairemize taşındık. Ve sonra Müslüman vakıflardan uyarılar duyuyor, görüyor ve okuyordum: “Tetikte olun,” “Uyanık olun,” “İyi aydınlatılmış yerlerde kalın,” “Bir araya gelmeyin.”

Tüm hafta evden çıkmadım. Sonra aynı haftanın Cuma günü, Müslümanların ibadet için toplandıkları gündü. Ve uyarılar: “İlk Cuma’ya gitmeyin, hedef olabilirsiniz.” şeklindeydi. Ve haberleri, olay kayıtlarını izliyordum. Normal olarak duygular çok hamdı ve ayrıca Müslümanlara yapılan saldırıları veya Müslüman olduğu düşünülen insanlar dışarı çıkartılıp sokakta dövüldüklerini duyuyordum. Camiler gerçekten bombalandı. Ve evde kalmamız gerektiğini düşündüm.

Ama içim rahat değildi. Çünkü ülkemize saldıran insanlar ülkemize saldırmıştı. İnsanların teröristlere kızmasını anlıyorum. Bilin bakalım? Ben de öyleydim. Ve sürekli kendinizi açıklamak zorunda olmak kolay değil. Soruları önemsemem. Soruları severim. Zor olan şey suçlamalardır.

Bugün insanların şöyle şeyler dediklerini duyuyoruz: “Bu ülkede bir problem varsa o da Müslümanlardır. Onlarda ne zaman kurtulacağız?” Bazı insanlar Müslümanları yasaklamak ve camileri kapatmak istiyor. Topluluğum hakkında Amerika’daki bir tümör gibi bahsediyorlar. Ve soru, kötü huylu mu yoksa iyi huylu mu olduğumuzdu. Bilirsiniz, kötü huylu tümörü tamamen çıkartırsınız ve iyi huylu tümörü denetim altında tutarsınız.

Bu seçenekler anlamsız çünkü soru yanlış. Müslümanlar, diğer Amerikalılar gibi, Amerika’nın tümörü değil, hayati bir organıdırlar.

Teşekkür ederim.

Müslümanlar mücittir ve öğretmendir, ilkyardımcıdır ve Olimpik atlettir.

Peki camileri kapatmak Amerika’yı daha güvenli bir yer haline getirecek mi? Daha çok park yeri açılabilir ama terörizmi bitirmeyecektir. Düzenli olarak camiye gitmek aslında insanların inançlarına daha toleranslı olmak ve daha fazla sivil katılımla ilişkili. Ve geçenlerde, Washington’da bir polis amirinin bana anlattığına göre, insanlar aslında camilerde radikalleşmiyor. Bodrum katında veya yatak odasında bilgisayar önünde radikalleşiyorlar. Ve radikalleşme süreci hakkında buldukları şey internette başladığıdır. Ama olan ilk şey kişinin kendi toplumundan, kendi ailesinden uzaklaşmasıdır. Böylece aşırı gruplar onları inandıkları şeye, teröristlerin gerçek Müslümanlar olduğuna ve davranış ve fikirlerinden iğrenen diğerlerinin hain ve mürted olduğu yönünde beynin yıkayabiliyor. Yani eğer radikalleşmeyi önlemek istiyorsak, insanların camiye gitmesini sağlamalıyız.

Şimd, bazıları İslam’ın sert bir din olduğunu ileri sürecektir. Nihayetinde, IŞİD gibi bir grup barbarlığını Kur’an’a dayandırıyor. Bir müslüman, bir anne ve bir insan olarak, IŞID gibi bir grubu durdurmak için gereken her şeyi yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Onları 1.6 milyar insanın inancının temsilcisi olarak görürsek onların hikayelerini kabullenmiş oluruz

Teşekkür ederim.

IŞİD’in İslam ile olan ilişkisi Ku Klux Klan’ın Hristiyanlıkla olan ilişkisi kadardır.

İki grup da temel ideolojilerini kutsal kitaplarından aldığını iddia ediyor. Fakat onlara baktığınızda, kutsal kitaplarında okuduklarına göre hareket etmediklerini görürsünüz. Kendi barbarlıkları yüzünden kutsal kitaptan bu çıkarımları yapıyorlar.

Geçenlerde, önde gelen bir imam, beni gerçekten şaşırtan bir hikaye anlattı. IŞİD’e katılmayı düşünen bir kızın ona geldiğini söyledi. Çok şaşırdım ve ona, kızın radikal dini bir liderle iletişime geçip geçmediğini sordum. Ve problemin farklı olduğunu söyledi. Konuştuğu her vaiz onu durdurmuş ve öfkesinin, dünyanın adaletsiz olduğu düşüncesinin onun başını derde sokacağını söylemiş. Ve bu öfkesini yönlendirip anlamlandıramadığı için ona bir çözüm sunan aşırıların sömürebileceği açık bir hedefti. Bu imamın yaptığı şey onu tekrar Tanrı’ya ve toplumuna bağlamaktı. Onu öfkesi yüzünden ayıplamadı — onun yerine, gerçek bir değişim için yapıcı yollar gösterdi. O camide öğrendiği şeyler onun IŞİD’e gitmesini engelledi.

İslamofobiya’nın beni ve ailemi nasıl etkilediğinden biraz bahsetmiştim. Peki sıradan Amerikalıları nasıl etkiledi? Başkalarını nasıl etkiledi? 24 saat şiddetli korku demokrasimizin, özgür düşüncemizin sağlığını nasıl etkiledi?

Bir çalışmada -aslında, sinir bilimi dalında yapılan birkaç çalışma- korktuğumuz zaman en az üç şeyin olduğunu gösteriyor. Otoriteciliği, riayet etmeyi ve önyargıyı daha kabullenici oluyoruz. Bir çalışma, kişilerin Müslümanlar hakkında olumsuz haberlere maruz kaldığında Müslüman ülkelere yapılan saldırılara ve Amerikalı Müslümanların haklarını kısıtlayan yasalara karşı daha kabullenici olduklarını gösteriyor.

Bu sadece akademik değil. Müslüman karşıtı düşüncenin sivrildiği 2001 ve 2013 yılları arasına bakarsanız, bu üç kez olmuş, fakat terörist saldırılarının yaşandığı süreçte değil. Irak Savaşına girerken ve iki seçim dönemi sırasında. Yani İslamofobiya sandığım gibi, sadece Müslüman terörismine doğal bir tepki değil. Kamu manipülasyonu için bir araç olabilir. Akılcı ve aydın vatandaşların oluşturduğu özgür toplumun temellerini aşındırarak. Müslümanlar kömür madenindeki kanaryalar gibiler. İlk hisseden biz olsak da, korkunun zehirli havası hepimize zarar veriyor.

Ve ortak suç atfetmek sürekli kendini açıklamak zorunda olmak demek değildir. Deah ve eşi Yusor Chapel Hill, Kuzey Caroline’de yaşayan ve orada okuyan genç evli bir çiftti. Deah bir atletti. Diş hekimliği okuyordu, yetenekli, gelecek vaad ediyordu. Kız kardeşi bana, onun tanıdığı en tatlı, en cömert insan olduğunu söyledi. Onu ziyarete gittiğinde abisi ona özgeçmişini göstermiş ve kız şaşırıp kalmış. Demiş ki: “Küçük kardeşim ne zaman bu kadar başarılı bir genç adam oldu?” Suzanne’nin kardeşini ve eşini ziyaretinden birkaç hafta sonra komşuları, Craig Stephen Hicks onları katletti, onları dairelerinde ziyarete gelen Yusor’un kız kardeşi Razan’ı da yakın mesafeden infaz etti. Facebook sayfasında Müslüman karşıtı ifadeler yazdıktan sonra. Deah’ı sekiz kez vurmuş. Taassub sadece ahlak dışı değil, ölümcül de olabiliyor.

Hikayeme geri dönelim. 11 Eylül’den sonra ne oldu? Camiye mi gittik yoksa riske girmeyip evde mi kaldık? Mesele hakkında konuştuk ve küçük bir karar gibi gözükebilir, ama bizim için, mesele çocuklarımıza nasıl bir Amerika bırakacağımızdı. Bizi korku ile kontrol eden mi yoksa inancımızı özgürce yaşayabileceğimiz bir yer mi? Camiye gitmeye karar verdik. Ve oğlumu araba koltuğuna oturttuk, kemerini bağladık ve sessizce camiye doğru yol aldık. Onu dışarı çıkardım, ayakkabılarımı çıkardım, mescide yürüdüm ve gördüğüm şey beni durdurdu. Mekan tamamen doluydu. Ve sonra imam bir duyuru yaptı. Gelenleri teşekkürle karşıladı. Çünkü cemaatin yarısı Hiristiyan, Yahudi, Budist, ateist, bize saldırmak için değil, dayanışma için gelen inançlı ve inaçsız insanlardı.

O zaman kendimi tutamayıp ağladım. O insanlar oradaydı çünkü panik ve önyargı yerine cesaret ve merhameti seçmişlerdi.

Siz neyi seçeceksiniz? Bu korku ve taassup zamanında neyi seçeceksiniz? Kendinizi sağlama mı alacaksınız yoksa biz bundan daha iyiyiz diyenlere mi katılacaksınız?

Teşekkür ederim.

Çok teşekkür ederim.

Helen Walters: Dalia, bir yaraya parmak bastınız. Fakat merak ediyorum, size şu gibi itirazlarda bulunacaklara ne dersiniz: TED Konuşması yapıyorsunuz, derin düşünen bir insansınız, üst düzey beyin takımında çalışıyorsunuz, istisnasınız, standarta uymuyorsunuz. Bu insanlara ne söylersiniz?

Dalia Mogahed: Bu sahne sizi yanıltmason derim, ben tamamen sıradanım. Ben bir istisna değilim. Hikayem sıradışı değil. Ben de onlar kadar sıradanım. Tüm dünya Müslümanlarına baktığınızda — ki ben bunu yaptım, Dünya genelindeki Müslümanlar üzerinde yapılan en geniş çaplı çalışmayı yaptım — insanlar sıradan şeyleri istiyorlar. Aileleri için huzur istiyorlar, iş istiyorlar ve barış içinde yaşamak istiyorlar. Yani ben hiçbir şekilde bir istisna değilim. Standardın dışında gözüken insanlarla tanıştığınızda, çoğu zaman o standartta bir bozukluk vardır, mesele onların istisna olmaları değildir.

HW: Çok teşekkürler. Dalia Mogahed.

Paylaş

Alakalı Gönderiler

0 comments
Din

MUTLULUĞUN FORMÜLÜ 40 AYETTE GİZLİ

0 comments
Din

Nefs Ve Yaratılış Üzerine

0 comments
FarkındalıkTED

Atatürk Gerçekten Ne istiyor?

Ken Robinson: Eğitimin ölüm vadisinden nasıl kurtu...

  • 18 Aralık 2016
  • 0 comments

Her Gün Kendinize Biraz “Sessiz Zaman”...

  • 21 Aralık 2016
  • 0 comments

Paylaş

Yazar Hakkında

KİT

Alakalı Gönderiler

0 comments
Din

MUTLULUĞUN FORMÜLÜ 40 AYETTE GİZLİ

0 comments
Din

Nefs Ve Yaratılış Üzerine

0 comments
FarkındalıkTED

Atatürk Gerçekten Ne istiyor?

0 comments
TED

Ken Robinson: Eğitimin ölüm vadisinden nasıl kurtulunur

Etiketler

  • Bakış Açısı
  • Din
  • İslam
  • Kadın
  • müslüman

Cevap Yaz Yanıtı iptal et

Kaçırma

0 comments
Din

MUTLULUĞUN FORMÜLÜ 40 AYETTE GİZLİ

Hayatın içinde bende VARIM diyen, Ve Kendini ifade etmekten korkmayanların adresi

Copyright © 2017 Karanlığa Işık Tutun Dergisi